Hematoloji

Hematoloji

Hematoloji Tahlilleri

İnsan kanındaki bileşenlerin hepsi belirli bir oran ve düzen içindedir. Hematoloji alanında yapılan çalışmalar ile sağlıklı bireylerin kan değerleri ölçüldüğünde kandaki bileşenlerin belirli standartlarda olması gerektiği kanısına varılmıştır. Hematoloji alanında sonuç almak için kullanılan kan testleri; tam kan sayımı, sedimantasyon ve koagülasyondur.

Tam kan sayımı; kandaki hücre sayısının ve oranının belirlenmesi amacıyla yapılır. Sağlığımız hakkında genel değerlendirmelerde kullanılan kan testidir. Kişilere uygulanan tedaviye cevap alınması hakkında bilgi almak amacıyla da yapılır.  Tam kan sayımı ile lökositler, eritrositler ve trombositler ile ilgili hesaplamalar yapılır. Lökosit sayısını ölçmek amacıyla yapılan testte savunma sistemi ile ilgili bilgi alınır. Vücudumuz herhangi bir hastalığa karşı kendini savunması için akyuvar hücrelerini ön plana çıkarır. Bu amaçla enfeksiyon ve hastalıkların tanınması hakkında testin sonucu beklenir. Vücuda girmiş bakteri ve virüsler hakkında savaş halinde olan alyuvarların sayısı hastalık hakkında bilgi verir. Alerjik reaksiyonlar, kanser, romatizma gibi hastalıklar bunlardan bazılarıdır. Hematoloji tahlillerinde tam kan sayımında normal değerler için bazı kıstaslar vardır. Kırmızı kan hücrelerinin sayısı (RBC) yetişkinlerde 3.8 ile 5.3 milyon/ml arasında olmalıdır. Bireyler kan kaybettiğinde eritrosit miktarında azalma olur, anemi hastalarında eritrosit sayısı azdır.

Hematoloji Muayenelerinde Tam Kan Sayımının Uygulanışı

Hematoloji muayeneleri dışında tam kan sayımı rutin olarak veya hekiminizin isteği üzerine bir hastalığın tanısı için yapılabilir. Yapılış şekli yetişkinler için koldaki bir toplardamardan kan örneği alınarak, bebekler için topuk kanından örnek alınarak bazı durumlarda da parmak ucundan olacak şekildedir. Tam kan sayımı sonuçlarında yer alan değerler; Kırmızı kan hücresi sayısı (RBC), Hemoglobin (HGB), Hematokrit (HCT),Kırmızı kan hücresi indeksleri (MCV, RDW, MCH, MCHC), Trombosit sayısı (PLT), Beyaz kan hücresi sayısı (WBC).

Hematoloji kan ve kan rahatsızlıkları ile ilgilenen bir bilim dalıdır. Kan hücreleri eritrositler, lökositler ve trombositlerdir. Eritrositler yani alyuvarlar yapısı itibari ile kana kırmızı rengini vermektedir. Oksijen ve karbondioksitin taşınması alyuvarlar aracılığı ile yapılır. Lökositler yani akyuvarlar ise vücuda giren herhangi bir mikroorganizmaya karşı savaş veren hücrelerdir. Trombositler pıhtılaşmayı sağlayan kan hücreleridir, vücut herhangi bir kanama ile karşı karşıya kaldığında trombositler bir araya gelerek kanamayı önler. Vücudumuzda bulunan 5 farklı beyaz kan hücrelerinin sayımı önemlidir. Çünkü beş beyaz kan hücresi vücudun enfeksiyonlara karşı korunmasında farklı görevler üstlenir. Azlığı ya da çokluğu bazı hastalıkların işareti olmaktadır. Kırmızı kan hücreleri için de aynı durum geçerlidir, protein taşıyan kırmızı kan hücrelerindeki artış ve azalış da önemlidir. Trombositlerde artış olduğunda, trombositlerin hacmi(MPV) de artmaktadır. Kemik iliğindeki trombosit üretiminde de artış olacaktır bu değer (MPV) ile ilgili bilgi verir.  Kırmızı kan hücrelerinde büyüme görüldüğünde bu değer yükselir. MCV azaldığında kırmızı kan hücrelerinde bir azalma görülür bunların sonucu bize demir eksikliği veya B12 vitamini eksikliği ile ilgili bilgiler sağlar. Ortalama ne kadar oksijen taşındığı ile ilgili bilgi veren değer hemoglobin (MCH) değeridir.

Hangi Durumlarda Hemogram Testi İstenir?

Hematoloji alanı dışında diğer rahatsızlıklar için veya hastaların genel sağlık durumlarının saptanması için hemogram testi yapılır.  doktorunuz tekrar isteyene kadar testi tekrar etmenize gerek yoktur. Hematoloji branşına başvuruda bulunan hastaların genel şikayetleri ise;  halsizlik, yorgunluk hissi, çarpıntı, ateş, sık öksürük, kemik ve bel ağrıları, bezelerde büyüme, kilo kaybı şeklindedir. bu belirtilerinin bazıları yapılan testler sonucunda lösemi hastalıklarına, anemiye işaret etmektedir. Hematoloji branşındaki rahatsızlıklar için birden fazla farklı testler de istenebilir. Kemik iliğinin incelenmesi, kana mikroskopik merceklerde bakılması, B12, folik asit ve vitamin değerlerinin araştırılması, kan pıhtılaşması araştırması, kan hücrelerinin ve protein yapılarının incelenmesi vb. tahlillerde tanı konulmadan önce araştırılması gereken kalemlerdir.

Sedimantasyon

Vücudumuzda en fazla bulunan kırmızı kan hücreleri yani eritrositlerdir. Alyuvarların ne kadar süre ile dibe çöktüğünü anlamak amacıyla yapılan işlem sedimantasyondur. Kelime anlamı olarak da sedimantasyon dibe çökme, birikme anlamına gelmektedir. Eritrositlerin sedimantasyon hızı kişilerin vücutlarında bir iltihaplanma var ise bunun ortaya çıkmasına yardımcı olur. Vücuttaki eritrositlerin daha hızlı şekilde dibe çökmesine yine kırmızı kan hücreleri ile birlikte proteinler sebep olur. Bu çökme hızı bize bazı hastalıkların varlığı ile ilgili bilgiler verir. Vücudumuzda bir iltihabın  veya kanserli hücrelerin oluşumunun önceden tespitini sağlar. Kişilerin kolundan alınan kana yarım saat , iki saat ve 24 saat aralıklar ile bakılır. Burada esas olan çökmenin nasıl gerçekleştiğidir. Kandaki dibe çökme hızlı ise bu bir iltihap belirtisi olabilir. Sedimantasyon testinin normal değeri cinsiyet faktöründe değişkendir. kadınlar için normal sedimantasyon değeri 5 iken, erkeklerde bu değer 8'dir. Sedimantasyon yüksekliğinin belirtileri şu şekildedir; Eklemlerde şişlik ve eklem ağrıları, baş ağrısı, halsizlik, iştah kaybı, hızlı kilo verimi, omuz ve boyun ağrısı, vücut iltihabı, ateş, kaşıntı ve anemidir. Hematoloji bölümüne başvuran hastaların çoğu bu şikayetler ile gelmektedir.

Vücutta iltihabın bulunması sedimantasyon değerinin yükselmesinin temel sebebidir. Bu değerin yüksek seyir ettiği hastalıklar; Akdeniz ateşli hastalığı, sedef, Çölyak, Romatoid, astım, sinüzit, bazı kanser türleri ve iltihaplı hastalıklardır. Bazı kanser türlerinin teşhisi için sedimantasyon değeri hematoloji bölümünde istenmektedir. Sedimantasyon değerinin düşürülmesi için kişilerin günlük hareketlerinin yoğunluğu artırılmalı, sağlıklı ve düzenli beslenme üzerine reçeteler uygulanmalı, uyku düzeni oluşturulmalıdır. Gün içindeki aktiviteleri ve spor alışkanlığı olan bireylerin bu etkenler ile bağışıklık sistemi tekrar düzelecektir. Sedimantasyon düşüklüğü ise sağlıklı bireylerde iltihap oranının daha az olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra o düşüklükte bazı hastalıklara işaret olabilir ve teşhisi zor olabilir. Bazı ilaçlar doğrudan sedimantasyon düşüklüğüne sebeptir. Bunlar kortizon, yüksek doz aspirin gibi ilaçlardır. Sedimantasyon düşüklüğünün belirtileri, halsizlik, eklem ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk ve güçsüzlüktür. Sedimantasyon düşüklüğü çok büyük tehlikeleri işaret etmez fakat kişinin alkol ve sigara kullanımı var ise azaltması, düzenli uyku ve beslenme alışkanlığı edinmesi istenir.

Pıhtılaşma Testleri (Koagülasyon)

Kan hastalıklarının teşhis edilmesinde uygulanan testlerden biridir. Hematoloji için önemli bir testtir çünkü lösemilerin, aneminin ve enfeksiyon hastalıklarının teşhisinde kullanılır. Tam kan sayımı testi içeriğinde pıhtılaşma ile ilgili sonuca ulaşılabilir fakat pıhtılaşmanın sebeplerini öğrenmek için doktorunuz ek testler yapabilir. Pıhtılaşma net belirtiler gösteren bir rahatsızlık değildir. Kişinin vücudunun hangi bölgesinde meydana geldiğine göre belirtiler değişir. Genetik açıdan rahatsızlığı olan bireylerde kan pıhtılaşması daha fazla görülmektedir. Bu kişiler; sebepsiz yere düşük yapanlar, erken yaşta kan pıhtılaşması sorunu yaşayanlar ve kalp rahatsızlığı olanlardır. Kan pıhtılaşması tedavisi ilaçlar ile sağlanan bir sağlık sorunudur. Kişilere ağız yoluyla uygulanan kan sulandırıcılar verilebilir. Hastalığa çabuk cevap almak için daha hızlı etki eden ilaç tercihleri yapılabilir. Bu acil durumlar için geçerlidir. Sonuç olarak hastanın hematoloji muayenesi sonrasında tam kan sayımı testi ile teşhis konulur ve tedaviye başlanır. Koagülasyon ismi K vitamininden gelmektedir. Çünkü K vitamini pıhtılaşmayı sağlayan bir vitamindir ve eksikliğinde pıhtılaşmanın engellendiğinden kanamanın durdurulması zor olur. Karaciğerde etkin olan K vitamini aynı zamanda kemik gelişimi için de önemlidir. Kalp sağlığına iyi gelir. Bu sebeple K vitamini dışarıdan alınması gerekmektedir. Balık, yeşil yapraklı sebzeler ve baklagillerde bulunur. Koagülasyon testleri şu şekildedir; APTT, PT ve TT. Testlerin düşük ya da yüksek çıkmalarına göre değerleme yapılır.

Protromin zamanı (PT)

Protrominin amacı kanın pıhtılaşmasını sağlamaktır. PT, bu pıhtılaşmanın süresini gösterir. Karaciğerde, protein ve K vitaminin varlığında gerçekleşen kanın pıhtılaşma süresi ölçülür. Karaciğerde bir hasar gerçekleştiğinde pıhtılaşma gerçekleşmiyor olabilir. Oluşan bu pıhtılaşma sorunu kanama ve beraberinde birçok sağlık sorununu da getirmektedir. PT testinin istenildiği durumlar kısaca; ameliyat öncesi kan pıhtılaşma süresini öğrenilmek istendiğinde, ciltte oluşan morluklar sebebi araştırıldığında, karaciğer sorunlarını teşhis için, kişiler kan sulandırıcı kullanıyor ise durumunun saptanmasındadır.  PT yüksekliğinde kişide burun kanamaları, darbe olmaksızın vücutta kararmalar görülür, diş etlerinde kanamalar ve kadınlarda adet döneminde aşırı kan kaybı ile karşılaşılır.

APTT

Kanama ile ilgili her riskin değerlendirilmesi için yapılan bir testtir. Ameliyatlar öncesi istenmektedir. Sağlıklı bir birey için normal APTT değeri 26-35 saniyeleri arasında seyreder. Yüksekliğinde vücutta kendiliğinden gerçekleşen kanamalar meydana gelir. Ciltte kanamalar oluşur ve kanamaları durdurmak güç olabilir. vücudun bir darbe alması, doğum ve hamilelik süreci, kan zehirlenmeleri, kolon ve pankreas kanserlerinde bu değer düşük çıkmaktadır. Sağlıksız beslenme durumunda, karaciğer sorunlarında, lösemi hastalarında, hemofili hastalığında ve sebepsiz düşüklerde bu değerin yüksekliği görülür. Hematoloji hastalarının takiplerinde istenilen bir testtir.

TT (Trombin Zamanı)

Test gerçekleşirken, trombin eklenir ve yine pıhtının ne kadar sürede gerçekleştiği ölçülmektedir. Pıhtılaşmanın gerçekleştiği son basamakta fibrinojenden fibrine geçişin ne kadar sürede olduğunu saptar. 12-16 saniyeler arasında pıhtılaşmanın gerçekleşmesi beklenir. Bu sürenin uzadığı durumlar olabilir. Fibrinojen eksikliğinde, paraproteinemi, tirombin ve fibrinojenin inhibitörlerine rastlandığında, disfibrinojenemi, bunlardan farklı olarak asparaginaz, heparin, streptokinaz, ürokinaz kullanımında bu sürenin uzadığı görülür.

Hematoloji hastaları için ortak belirtilerden bahsedecek olursak genel olarak halsizlik ve yorgunluk hali, çabuk yorulma, boyun, koltuk altı ve kasıklarda şişlik, bacaklarda gelişen ağrılı ödemler, enfeksiyona yakalanma, ani gelişen kanamalar ve bunların uzun sürmesi görülür. Sonuç olarak hematoloji muayenelerinde istenen testler ve sonuçları doğrultusunda kan hastalıkları ile ilgili tedavi sürecine geçilmiş olur. Hastaların öyküsü ve fiziki muayenesi sonucunda gerekli görülen bahsedilen laboratuvar testleri ve radyolojik görüntülemeler yapılır. Hastalıkları iyi huylu ve kötü huylu hastalıklar olarak ayıran bölüm radrasyon uygulamaları ve medikal işlemler ile birlikte çalışır. Hastalığın seyri doğrultusunda hastalar psikolojik destek de sağlanarak bir tedavi sürecine girerler. 

Hastanın her sorununa cevap verilmesi için, birçok bilim dalının yer aldığı hastanelerin tercih edilmesi gerekir. Hematoloji alanında devamlı yenilikler ve gelişmeler görülmektedir. Bu gelişmelerin hastanelerce takip edilip, kolay uygulanabilirliğinin sağlanması gerekir. güncel olarak kök hücre tedavisi ve kemik iliği nakli hematoloji hastalarının tedavisinde en çok kullanılan ve titizlikle uygulanması gereken yöntemlerdir. Bilimsel çalışmalar hematoloji uzmanlarınca, devamlı yenilenme ve süreklilik arz etmektedir. Hastalıkların teşhisi ve yeni yöntemlerin tedavi sürecine eklenmesi için hızlı cevap veren uygulamalar araştırılmakta ve bu alana katkı sağlaması için çalışılmaktadır.

Kan hastalıkları için her hasta için özel tedavi yöntemlerinin uygulanması önemlidir. Bu sebeplerle hematolojik muayenelerin gerçekleştiği hastanelerin, tahlil ve tetkikler için tüm imkanlara sahip, tam donanımlı olması gerekir. Kan hastalıkları için erken teşhis ve tedavi önem arz etmektedir. Hastaların hematoloji bölümünde tedavi görürken diyetisyen, psikolojik danışmanlık gibi hizmetleri almasını sağlanmalıdır. Hastaların konforu ve ulaşılabilir imkanlara sahip olması öncelik olmalıdır.

 İç hastalıklarının bir yan dalı olan Hematoloji; kansızlıklar, kanamalar, pıhtılaşma bozuklukları, alyuvar (eritrosit), akyuvar (lökosit), trombosit (platelet) artış ve azalmaları, lenfomalar, lösemiler, plazma hücre hastalıkları gibi durumlarla ilgilidir.


KANSIZLIKLAR (ANEMİLER)

Bu grup hastalıklar arasında demir eksikliği anemisi (DEA), folik asit eksikliği, B12 eksikliği gibi kansızlık nedenleri bulunmaktadır.
Hemolitik anemiler olarak tanımlanan kansızlıklar, alyuvarların aşırı yıkımları sonucu oluşan kansızlıklar olup doğumsal ya da edinsel olabilirler. Akdeniz anemileri (talasemiler) ve anormal hemoglobin varlığı ile birlikte olanlar (hemoglobinopatiler) bunlara örnek olarak verilebilir. Günümüzde bu hastalıkların hafif klinik gidiş gösteren şekilleri daha yaygındır.
Kemik iliği yetmezlikleri genellikle kansızlık yanında, akyuvar (lökosit) ve trombosit (platelet) azlığı ile birlikte olan daha sorunlu hastalıklardır.
KANAMALAR (KANAMA DİYATEZLERİ)
Derideki ufak bir morluktan, çeşitli organlarımızı ilgilendiren kanamalara neden olabilecek geniş bir hastalık grubunu oluştururlar. Burun kanamaları, adet düzensizlikleri, mide kanamaları gibi belirtilerle ortaya çıkabilirler.
Kanamalar; damar, trombosit ya da pıhtılaşma (koagülasyon) faktörlerine bağlı olabilirler. Örneğin, çok çeşitli nedenlere bağlı trombositopeniler (trombosit azalmaları) bu grup içinde önemli bir yer tutarlar.
LENFOMALAR
Her yaşta görülebilen bu grup hastalık lenf bezleri, dalak, karaciğer, kemik iliği gibi birçok organ ve dokuyu tutarak çok önemli sorunlara neden olabilirler. Hastalığın alt tipine (patolojisine ) ve yaygınlığına bağlı olarak tedavi yaklaşımları da çok farklı olabilir.
LÖSEMİLER
Büyük çoğunluğu lökositlerle (akyuvarlar) ilgili olan, bazıları hızlı (akut), bazıları da yavaş (kronik) bir gidiş gösteren çok önemli bir hastalık grubudur. Akut ve kronik lösemiler hastanın yaşı, hücrelerin tipi, hastalığın genetik özelliklerine göre çok farklı tedavi seçenekleri ile tedavi edilirler.
PLAZMA HÜCRE HASTALIKLARI (PHH)
Plazma hücrelerinin değişik oranlarda artışı ve çeşitli organlarda tutuluma (infiltrasyon) neden olmasıyla ortaya çıkan bir grup hastalıktır. Multipl miyeloma (MM), Waldenström makroglobulinemisi (WM) gibi daha çok orta ve ileri yaşlarda görülebilen hastalıklar bu gruptadırlar.
KRONİK MYELOPROLİFERATİF HASTALIKLAR
Sıklıkla dalak büyüklüğü (splenomegali), lökositlerin genç hücreleri ve trombositlerde artışla ortaya çıkan bir grup kronik hastalıktır. Primer polisitemi (polisitemia vera - PV), esansiyel trombositoz (ET), primer myelofibrozis (PM) gibi hastalıklar bu grup içinde incelemektedir.
KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONU (KÖK HÜCRE NAKLİ) VE DİĞER TEDAVİLER
Kan transfüzyonları, alyuvar (eritrosit), trombosit (platelet) gibi kandan özel cihazlar kullanarak elde edilen çeşitli hücrelerin, daha sonra damar yoluyla hastalara verilmesiyle gerçekleştirilir. Tedavilerde ayrıca alyuvarların, akyuvarların, trombositlerin oluşumunu uyaran çeşitli ilaçlar da kullanılmaktadır.
Kök hücre transplantasyonu kemik iliği yetmezlikleri, lenfomalar, lösemiler, plazma hücre hastalıkları, bazı solid tümörler ve diğer bazı hastalıklarda kullanılan önemli bir tedavi seçeneğidir.
Kök hücre transplantasyonunda hastanın kendi kök hücreleri kullanıldığında otolog, hastanın dışında bir kişinin kök hücreleri kullanıldığında allojenik transplantasyondan söz edildiği anlaşılır. Kök hücre kaynağı çevresel (perferik) kan, kemik iliği ya da kordon kanı olabilir. Kök hücre vericileri (donörler) akraba ya da akraba olmayan kişiler olabilir. Transplantasyonlar, bu özellikleri dikkate alınarak allojenik, otolog ya da akraba dışı transplantasyonlar olarak tanımlanırlar.

Değerli Yorumlarınızı Bekliyoruz.