Psikoloji

Psikoloji

Psikoloji Kliniğine Neden Gidilir?

Psikoloji birimi, kişilerin içinde bulundukları psikolojik yıpranmaların etkilerini ortadan kaldırmak ve kendilerini keşfederek geliştirmelerini sağlamak amacı ile hizmet vermektedir. Hayatın olağan akışının insanlar üzerindeki etkileri farklı sonuçlar doğurmaktadır. Çevresel faktörler ve genetiğin birleşimiyle birlikte yaşam kalitesini düşüren sorunların ortaya çıkması psikoloji birimine başvurma ihtiyacını doğurmaktadır.

Yaşanılan fiziksel rahatsızlıklarda hekimlere başvurmak kişilerin tereddüde düşmesine neden olmazken ruhsal sorunlarda psikoloji birimine başvurmak tereddüt doğurmaktadır. Oysaki psikolojik rahatsızlıklar kendi başınıza çözüme ulaştırabileceğiniz nitelikte değildir. Muhakkak profesyonel bir yardım almalı, yaşam kalitenizi bu doğrultuda yükseltmelisiniz. Psikoloji birimine başvurmanız için bir psikolojik rahatsızlığınızın bulunması gerekmemektedir. Basit çözümler üretemediğinizde veya danışmaya ihtiyaç duyduğunuzda da psikoloji birimine yönelebilirsiniz.

Psikolojik Sorunlar Nasıl Tespit Edilir?

Psikoloji birimine başvurduğunuz zaman bu birimde çalışmakta olan alanında uzmanlaşmış doktorlarla irtibatınız sağlanacaktır. Doktorlarımız sorunlarınızı ve kendinizde hissettiğiniz ruhsal değişimleri dinledikten sonra size psikolojik testler uygulayarak psikolojik sorununuzu tespit edecektir.

Psikolojik Testler Nelerdir?

Doktorumuz anlatmış olduğunuz bilgiler doğrultusunda size yapılacak olan testi seçmektedir. Bu testler kişilik testleri, gelişim testleri ve nöropsikolojik testler olarak üçe ayrılmaktadır.

Kişilik Testleri:  Obsesif kompulsif bozukluk, sosyal fobi, depresyon gibi psikolojik rahatsızlıkların tespit edilmesi maksadı ile yapılmaktadır. Tanının konulması ve tanıya uygun bir şekilde tedavinin gerçekleştirilebilmesi için çeşitli sorular içermektedir. Aynı zamanda bu testin yapılması ile kamu güvenliği alanında çalışabilir niteliğe sahip olup olmadığınız da tespit edilmektedir.

Gelişim Testleri: Bu test çocuklara uygulanmaktadır. Denver ve AGTE gibi testler sayesinde çocuğun gelişim düzeyinin ölçülmesi sağlanır. Çocuğun gelişim sürecinde bir gerilik veya anormallik söz konusu ise bu testler sayesinde sorun tespit edilmiş olur.

Nöropsikolojik Testler: Bu testler sayesinde kişilerin zihinsel performanslarının ne ölçüde olduğu tespit edilmektedir. Demansiyel rahatsızlıkların tespitinde kullanılan nöropsikolojik testler, bu rahatsızlıklar hakkında bilgiler içermektedir. Nöropsikolojik testlerin değerlendirilmesi yapılırken kişilerin depresyon ölçümü de aynı test üzerinden değerlendirilmektedir.

Özgül Fobiler Nelerdir?

Fobiler, kişilerin dışarıdan gelen tehdit ve tehlikeleri algılayıp duygusal boyutta yaşadıkları korkuyu ifade etmektedir. Psikoloji birimi sayesinde özgül fobilerin kontrol altına alınması ve duygusal boyutta yaşanan şiddetli korkuların asgari düzeye indirilmesi mümkündür.

Yaşamı tehdit ettiği düşünülen bir hal algılandığı zaman bütün canlıların içgüdüsel olarak kendini tetikte hissetmesi söz konusudur. İnsan bilincinde bu tetikte olma hali yoğun korkuları da beraberinde getirmektedir. Korku sayesinde kişi bilincini uyararak korunma mekanizmasını aktif hale getirir. Kişi bu korku durumunu kontrol edemeyecek hale geldiyse ve duygusal olarak kaçınamıyorsa fobiler artık kontrol edilemez raddeye gelmiştir. Kişilerin bu korku durumunun süreklilik kazanması ve bu korkunun birikmesi anksiyete rahatsızlığının görülmesine dahi sebep olmaktadır.

Anksiyete, kişinin günlük yaşantısını idame ettiremeyecek kadar endişe halinde bulunmasına neden olur. Kişinin kendisi dışında işleyen bu mekanizma nedeniyle rutin işlemlerini dahi yapamaz hale gelmesi yaşam kalitesini oldukça düşürmektedir. Fobiler toplum nezdinde kişilere ait bir huy, bir nitelik olarak görüldüğü için tedavisi maksadı ile psikoloji birimine başvuran sayısı oldukça azdır.

Fobi Belirtileri

Fobi olarak adlandırılabilecek bir olayla karşılaşıldığı zaman kişilerin büyük bir korku hissettiği bilinmektedir. Bu korkunun yanı sıra çoğu kişide anksiyeteye dair belirtiler de korku ile birlikte görülür. Aynı zamanda panik atak rahatsızlığına ait belirtilerin de fobi esnasında gözlemlendiği bilinmektedir. Fobileri güç kazanan fobiklerin, bu olay esnasında kalplerinin durması durumu dahi gözlemlenebilir bir haldir.

  • Titreme,
  • Sinir krizi hali,
  • Yüzde kaşınma,
  • Yüzde yanma hissi,
  • Çarpıntı,
  • Bilinç kaybı,
  • Mide bulantısı,
  • Nefes daralması,
  • Şok,
  • Kişinin vücudunda hissettiği kaşınma hissi,
  • Özellikle avuç içlerinde yaşanan yoğun terleme,
  • Ağızda kuruluk hissi,
  • Soğuk terleme vb. belirtiler fobi anında gözlemlenebilir belirtilerdir.

Fobiler Nasıl Tedavi Edilir?

Fobilerin tedavisi maksadı ile psikoloji birimine başvuranların akıllarında yer alan soru işaretlerinden biri tedavinin nasıl gerçekleşeceğidir. Fobilerin tedavisi maksadıyla kliniklere başvuran insan sayısı oldukça az olsa da fobilerin psikoterapi ve ilaçlar ile tedavisi mümkündür. İlaç tedavisi genellikle kişilerin fobilerinden kurtulmaları için yeterli görülmediğinden psikoterapi de ilaçla birlikte uygulanan bir tedavidir.

Fobilerin tedavi edilebilmesi için öncelikli olarak kişilerin fobi haline gelen korkuları ile yüzleşmeleri sağlanır. Bu yöntem sayesinde kişinin anksiyetesini tetikleyen nedenleri görmesi ve bu nedenlerle karşılaştığı zaman nasıl hareket ederek onu ortadan kaldırabileceği gösterilmektedir.

Kişilerde Gözlemlenen Farklı Fobiler

Anatidaefobi: Bu fobiye sahip olan kişiler, bir ördeğin onları izlediği düşüncesine kapılarak büyük bir panik hali yaşamaktadır. Bu fobinin temelinde yatan neden genellikle kişilerin çocukluk travmalarıdır.

Gametofobi: Bu fobiye sahip olan kişiler, büyük bir evlilik korkusu yaşamaktadır. Evlilik kelimesini duyduklarında dahi çarpıntı ile karşılaşabilirler. Sosyal fobilere sahip olan kişilerde gözlemlenen bu fobi de psikoterapi ile çözüme kavuşturulabilmektedir.

Agirofobi: Psikoloji kliniğine bu fobi nedeniyle başvuran fobikler, yaya geçitlerine yönelik büyük bir korku duymaktadırlar. İşlek bir caddede karşıdan karşıya geçmek agirofobi sahibi kişiler için oldukça zorlayıcıdır.

Nomofobi: Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bir uzvumuz halini alan telefon günümüzde rastlanan fobilerde de kendine yer bulmuştur. Nomofobikler, telefonsuz kalmaktan korkmaktadır. Telefonu yanında bulunmadığı zaman adım dahi atmak istemeyen nomofobiklerin psikoterapi desteği alarak tedavi edilmesi mümkündür.

Geletofobi: Bu fobiye sahip olan fobikler, kişilerin kendilerine bakarak onlarla dalga geçmesi endişesi taşırlar. Bulundukları her ortamda atılan kahkahaların merkezinde kendisinin olduğunu düşünen fobikler, dalga geçme durumunu fazlaca benimsemişlerdir.

Günümüzde Gözlemlenen Farklı Psikolojik Hastalıklar

Teknolojinin gelişmesi ve tüketim toplumu olmanın neticelerinde farklı psikolojik rahatsızlıklar da gözlemlenmeye başladı. Hayatın hızlı akışı psikoloji üzerinde başka etkiler de doğurmaktadır. Örneğin; literatürde procrastination olarak bilinen erteleme hastalığı, son yıllarda çoğu insanda gözlemlenen hastalıklar arasında yer almaktadır.

Erteleme hastalığı, kişinin yapması gereken bütün işleri yapmaktan kaçınmasını veya bunları başka zaman yapacağı düşüncesi ile ertelemesini ifade etmektedir. Genellikle kişiler aciliyet duyan işlerini yapmadan önce farklı işler yaparak bu işi gerçekleştirmekten kaçınmaktadır. Harekete geçmek kişi için oldukça zorlayıcı olduğu için bahaneler üreterek işi ötelerler.

Bu hastalığın temelinde yatan nedenler genellikle kişisel özelliklerin kontrol altına alınamamasıdır. Fazla mükemmelliyetçi yapıya sahip olan insanlar, işlerini daha iyisini yapabileceklerini düşünerek sürekli biçimde erteler. Bu hastalığın tedavi edilebilmesi için öncelikli olarak kişi tarafından kabul edilmesi ve psikoloji birimine başvurması gerekmektedir. Ertelemenin temelinde yatan nedenler tespit edildikten sonra zamanı yönetme hususunda bilgilendirme yapılır. Bu süreç kişinin kararlılığı doğrultusunda ilerleyen bir süreç olduğu için karşılaşılan zorluklar karşısında pes etmemek ve motivasyonu korumak oldukça önemlidir.

Modern yaşamla birlikte gözlemlenen diğer bir hastalık ise tükenmişlik sendromudur. Son yıllarda sıklıkla duyduğumuz tükenmişlik sendromu, yoğun stres altında bulunan kişilerin karşılaştığı ve muhakkak profesyonel bir destek alarak çözülmesi gereken bir sorundur. İş hayatında yoğunluğun gerektirdiği bir tempo ile hareket eden kişiler, belirli zamanlardan sonra bu yoğunluğu kaldıracak güce sahip olmadıklarını hisseder ve çöküş evresine geçiş yapar.

Tükenmişlik sendromu yaşayan insanlar kendilerini umutsuz bir ruh hali içerisinde bulur. Kalp çarpıntısı, solunum güçlüğü ve sürekli biçimde seyreden yorgunluk hissi kişinin işine ve günlük hayatına odaklanmasını engeller. Bu belirtilerle karşılaşıp psikoloji kliniğine başvuran kişiler için bu sendromun oluşup oluşmadığını anlamak maksadıyla Maslach Tükenmişlik Ölçeği testi uygulanır. Sendromun ilerleme durumuna göre tedavi değişkenlik göstermektedir. Başlangıç seviyesinde bulunan tükenmişlik sendromu söz konusu ise kişinin tek başına alacağı önlemler dahi tedaviyi sağlar. İlerlemiş bir tükenmişlik sendromu söz konusu ise kişinin ilaçlı tedaviye başlaması gerekmektedir. Bu belirtileri taşıyıp uzman bir psikiyatr ile görüşmeme durumunda sendrom daha da ilerleyebilir.

Çocuklarda Görülen İnternet ve Oyun Bağımlılığı

Teknolojinin büyük gelişimi ve internetin erişilebilir olması ile çocuklarda gözlemlenen hastalıklar da farklılık taşımaya başladı. İnternet ve oyun bağımlılığı genellikle Z kuşağı olarak adlandırılan kuşakta yoğunluk göstermektedir. Anne ve babaların yeterince ilgi göstermediği çocuklarda daha sık görülen ve psikoloji biriminden yardım alınmadan çözülmesi oldukça zor olan bu bağımlılık, çocuğun farklı bir eğlence arayışının neticesi olarak görülmektedir.

Bu bağımlılıkların üstesinden gelebilmek ebeveynlerin aile içerisindeki rolleri ile bağlantılıdır. Çocuğun gelişim sürecinde göstereceği tepkileri sakince karşılayarak onun teknolojiye olan bağımlılığının üstesinden gelmesini sağlayabilirsiniz. Sosyal çevresi ile iletişim kurup ev içerisinde aktif kalan çocuklardan rahatsızlık duymak onları teknolojik aletlere itmektedir. Çocuğunuzun ev içerisinde fazlasıyla sakin kalmasından ziyade çocuk olarak var olmasının daha önemli olduğunu unutmamalısınız.

Yetişkinlerde Görülen Oyun Bağımlılığı

WHO, "Bilgisayar Oyunu Bağımlılığı"nı Uluslararası Hastalık Sınıflandırması'na 2018 yılında dahil etmiştir.

  • Oyunlar üzerine fazla düşünmek,
  • Oyun oynamadığında veya oyuna erişim sağlayamadığında yoksunluk belirtileri hissetmek,
  • Oyun başında harcadığı vakti başkalarından gizlemek için yalan söylemek,
  • Oyun oynamaya ayırdığı vakti kısıtlayamamak,
  • Kötü ruh halinden kurtulmak maksadı ile oyun oynamak

Yukarıda yer alan belirtilere sahipseniz oyun bağımlılığı ile mücadele içerisinde olduğunuzu bilmelisiniz. Oyun bağımlılığı kişi üzerinde psikoloji açısından önemli etkiler bıraktığı gibi fiziksel etkiler de bırakmaktadır. Aynı zamanda sosyal yaşantı açısından da farklı problemlerle karşılaşma olasılığınızı artırmaktadır. Oyun bağımlılığı bir kompulsif bozukluk olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle ciddi olumsuzluklarla karşılaşma riskinizi de artırır.

Psikoloji birimine başvurunuzu ertelerseniz uzun vadede farklı rahatsızlıklarla karşılaşma durumunuz da söz konusu olabilir. Video oyunlarına bağımlılık duyduğunuz için ilerleyen zamanlarda uyku ve yeme problemleri ile de karşılaşabilirsiniz. Kısa vadede ise sosyal hayatınızı minimuma indirgediğiniz için çoğu etkinliği kaçırma durumu ile karşılaşırsınız. Bu durum uzun vadede de kendini gösterirse toplumdan izole bir yaşam sürme ile karşılaşabilirsiniz.

Video oyunu bağımlılığının temel sebebi oynamış olduğunuz video oyunlarının tasarımı ile alakalıdır. Tasarım gerçekleştirilirken kişilerin oyunda maksimum süre geçirmesi hedeflenir. Psikoloji tahlili yaparak geliştirilen bu oyunlar, kişinin ne fazla zorlanmasını ne de oyunu kolay bulmasını hedefler. Çaba gösterdiği takdirde başaracağına inanan kişiler, oyunu kolaylıkla bırakamaz. Özellikle çevrimiçi olarak tasarlanan ve rekabet duygusunu tetikleyen oyunlar bağımlılık yaratabilir niteliktedir. Psikoloji açısından olmak istediği kişi kimliğine bürünen kişi, gündelik hayatın getirmiş olduğu sorumluluklardan kaçarak bu tarz oyunlardan haz alır ve bağımlılığı katlanır.

Bu bağımlılıktan kurtulabilmek için önce bağımlılığın altında bulunan faktörler ortaya çıkarılmalı ve bu faktörlerin tedavisi ön plana alınmalıdır. Bir psikoloji kliniğine oyun bağımlılığı nedeniyle başvurduktan sonra bu durumu ortadan kaldırmak maksadıyla bilişsel terapi uygulanmaktadır. Oyun bağımlılığın ilerlediği durumlarda ise ilaç tedavisi de psikoterapi yanı sıra uygulanmaktadır. Terapilere yüksek kararlılık ile başlayan kişiler, öncelikli olarak bu davranışlarının sebebini kavrar. Daha sonra oyun bağımlılığından kurtulabilmek için neler yapması gerektiğini anlayarak kendilerini kısıtlayabilir hal alırlar. Terapi ve ilaç tedavisi bitiminden sonra kişi, bu bozukluktan kurtularak oyunlarla arasındaki ilişkiyi yüksek ölçüde düzenlemiş olur. Özellikle ergenlik sonrası kişilerin sorumluluk düzeyinin artış göstermesi ile yaşanan bu bağımlılık terapi ile ve verilen ödevler ile düzeltilebilmektedir. Oyun haricinde yapılabilecek şeylerin çeşitliliğinin farkına varmak kişinin düşüncelerini de değiştirebilecek güçtedir.

KORU HASTANESİ PSİKOLOJİK DESTEK BİRİMİ 
 
Hastanemizin psikolojik destek biriminde ergen, yetişkin, çift ve ailelere danışmanlık hizmeti sunulmaktadır.
ÇİFT VE AİLE GÖRÜŞMELERİ
Aile Terapisi: Aile terapisi ailenin bir bütün, bir sistem olarak değerlendirildiği terapi yöntemidir. Aile terapisinde bireysel problemlere odaklanılmaz. Daha çok ilişkiye, ilişkiden kaynaklanan problemlere odaklanılır.
Aile terapisi yalnızca karı-kocanın katıldığı evlilik terapisi şeklinde yürütülebileceği gibi çocukların da eşlik edebileceği şekilde yürütülebilir.
Yardım alınabilecek başlıca aile ve evlilik terapisi alanları:
  • Aile içi iletişim problemleri
  • Boşanma süreci
  • Evliliğe hazırlık
  • İkinci evliliklerle birlikte yaşanan sorunlar
  • İlişkiyi geliştirme ve iyileştirme çalışmaları
  • Aldatma
  • Çocuklarla ilgili sorunlar
  • Şiddetli geçimsizlik
  • Kök aile problemleri
  • Cinsel sorunlar
Cinsel Terapi:  Cinsel terapi, çeşitli cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde uygulanan bir terapi tekniğidir.
Cinsel terapi ile vajinismus, denetimsiz ejakülasyon (erken boşalma), erektil disfonksiyon (sertleşme bozukluğu), disparoni (kadında ağrılı cinsel ilişki), kadın ve erkekte cinsel istek bozukluğu, kadında uyarılma bozukluğu, kadın ve erkekte orgazm bozukluğu gibi sorunlar üzerinde çalışılır. 
Terapide çiftlere cinsel anatomi ve fizyoloji, cinsel yanıt döngüsü, cinsellikle ilgili yanlış inanışlar ya da mitler ve cinsellik kavramı aktarılır. Daha sonra çeşitli ev ödevleri verilerek devam edilir. Cinsel terapi bu alanda eğitim almış psikiyatrist ve psikologlar tarafından yürütülür. Tedavide sanılanın aksine bedensel muayene yapılmaz; çiftlerin duygu, düşünce ve davranışları üzerine çalışılır. Fiziksel bir sorun olup olmadığını araştırmak adına ürolog ve kadın doğum uzmanlarına yönlendirme yapılır. Cinsel terapinin tedavi ilkeleri açıktır ve etik sınırlar dahilinde, uzman kişilerce yapılmalıdır. 
Cinsellikle ilgili yaşanan sorunlar bir ilişki problemi olarak görüldüğü ve ele alındığı için terapiye çifterin birlikte eşlik etmeleri tedavinin başarısı açısından önemlidir. 
 BİREYSEL GÖRÜŞMELER
Depresyon: Depresyon kişinin duygu, düşünce ve davranışlarını etkileyen önemli psikolojik rahatsızlıklarından biridir. Her insan zaman zaman kendini üzgün, mutsuz, isteksiz hissedebilir. Ancak depresyonda durum uzun sürelidir ve kişinin günlük işlevselliğini olumsuz yönde etkiler. Tedavi edilmediği takdirde kişinin yaşamını olumsuz etkiler. 
Aşağıda depresyonun belirtileri sıralanmıştır. Eğer bu belirtilerden birden çoğu aynı anda sizde bulunuyorsa depresyonda olabilirsiniz. 
  • Üzüntülü, mutsuz hissetme
  • Başkalarından uzaklaşma isteği
  • Daha önce zevk alınan eylerden zevk almama, isteksizlik
  • Uyku problemleri (uykuya dalmakta, uykuyu sürdürmekte zorlanma, çok uyuma isteği
  • Yeme bozuklukları (iştahta azalma ya da artma)
  • Değersizlik, çaresizlik, umutsuzluk duyguları yaşama
  • Kişilerarası ilişkilerde sorunlar yaşama
  • Dikkatte zayıflama, bellekte bozulmalar 
  • Yorgunluk, halsizlik hissi, çabuk sinirlenme
  • Sebepsiz bedensel yakınmaların başlaması (baş, boyun, mide vs ağrıları)
  • Kendine zarar verme, intihar planları yapma, intihar girişiminde bulunma gibi.
Kaygı Bozuklukları: Her insan kendini zaman zaman kaygılı ve stres altında hisseder. Kaygı kişinin dış dünyaya uyum sağlayabilmesini, kendini tehlikelere karşı koruyabilmesini sağlar. Bu nedenle aslında belirli düzeyde kaygı yaşamımızı sürdürebilmemiz adına gereklidir. Ancak bu kaygı çok yoğun ve sürekli yaşanmaya başladıysa, denetim dışına çıktıysa ve kişinin günlük işlevselliğini bozmaya başladıysa sorun olarak ele alınır. 
Farklı özellikleri bulunan kaygı bozuklukları vardır. Bunlar: 
  • Fobiler: Bir nesne ya da durumla ilgili tehlikeyle orantılı olmayan ve onu yaşayan kişi tarafından anlamsız olarak tanımlanan engelleyici, korkunun aracılık ettiği kaçınmadır.Sosyal fobiler ve özgül fobiler bunlara örnektir. 
  • Panik Bozukluk: Aniden başlayan ve çoğunlukla tekrarlayan, insanı yoğun sıkıntı ya da korku nöbetlerinde bırakan bir rahatsızlıktır. Kişiler çoğunlukla gelecek panik atakların da sıkıntısını yaşarlar. Buna bağlı olarak, gündelik aktivitelerini aksatırlar.
  • Genellenmiş Kaygı Bozukluğunda kişi sürekli kaygı içerisindedir. Her konuda kronik ve kontrol edilemez kaygı bu bozukluğun temel özelliğidir. 
  • Obsesif Kompulsif Bozukluk kişiye oldukça sıkıntı yaratan, günlük işlevselliğini bozan, zihnin ısrarlı ve kontrol edilemeyen düşüncelerle dolduğu ya da kişinin bazı davranışları tekrar tekrar yapmaya zorunlu hissettiği kaygı bozukluğudur. 
Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Yaşanan büyük bir stres karşısında artmış kaygı, travmayla ilgili uyarıcılardan kaçınma ve duygusal tepkilerin azalması gibi aşırı tepkileri yansıtır.
 
Stresle Başa Çıkma Becerilerini Geliştirme:  Stres, çeşitli olaylar karşısında verilen tepkilerin tümüdür. Stres içsel ya da dışsal kaynaklı olabilir. Stres her zaman olumsuz değildir. Stres organizmanın harekete geçmesini sağlar. Ancak stresin uzun süre ve yoğun şekilde yaşanması kişinin hem psikolojik hem de fizyolojik olarak olumsuz olarak etkilenmesine sebep olur. Günümüzde astım, kanser, kalp damar hastalıkları gibi pek çok fiziksel rahatsızlığın nedenleri arasında stres önemli bir rol almaktadır. Bu nedenle stresi tanımak ve yönetmek kişinin beden ve ruh sağlığı için önemlidir. Aşağıdaki belirtiler sizde mevcutsa stresinizi yönetemiyor olabilirsiniz:
  • Fiziksel Belirtiler: Uyku düzeninde bozulmalar, baş ağrısı, sırt ağrısı gibi ağrılar, iştahta bozulmalar, yorgunluk, halsizlik, çarpıntı…
  • Duygusal Belirtiler: Sinirlilik, huzursuzluk, tahammülsüzlük, kafa karışıklığı, takıntılı düşünceler, olumsuz düşünceler, karamsarlık, kızgınlık, öfke duyguları, değersizlik hissi…
  • Zihinsel Belirtiler: Konsantrasyonda azalma, unutkanlık, hata yapmada artış, dalgınlık …
  • Davranışsal Belirtiler: Sigara alkol kullanımında artış, kişilerarası ilişkilerde bozulmalar, karar vermede zorlanma, dişleri sıkma…
Öfke Kontrolü: Günlük yaşantımız içerisinde pek çok duygulanım yaşarız. Olumsuz durumlarla karşı karşıya kaldığımızda bir takım tepkiler veririz. Öfke de bu duygulardan biridir. Öfke, herhangi bir durum, olay karşısında verilen duygusal, düşünsel ve davranışsal tepkiler bütünüdür. Öfke kontrolü ise yaşanan bu normal duygulanımın uygun şekilde ifade edilmesidir. Öfke uygun şekilde ifade edildiğinde kişi için olumlu çıktıları olur. Ancak öfke kontrolü sağlanamazsa kişiye hem ruhsal hem de bedensel olarak olumsuz geri dönüşleri olur. Öfke kontrolü öğrenilebilen bir süreçtir. 
 
Yas Süreci: Yas, kişi için önemli bir kişinin ya da önemli herhangi bir şeyin kaybından sonra yaşanan psikolojik tepkiler sürecidir. Kaybın ardından yaşanan yas tepkisi kişiden kişiye değişir. Yas aşamalı bir süreçtir. Kişi aşama aşama farklı duygusal süreçlerden geçer. Bu aşamaları sağlıklı bir şekilde yaşamak, atlatmak kişinin durumu kabullenişinde ve sonraki süreçteki psikolojik iyi oluşunda önemli bir yer tutar.
 
Yeme Bozuklukları: Yeme bozuklukları diğer psikolojik bozukluklarda olduğu biyopsikososyal bir bakış açısıyla ele alınmalıdır. Yemek yemeyle ilgili, beden imgesiyle ilgili sorunları bozukluk haline gelmeden fark etmek ve bunun için hem diyet hem de psikolojik destek almak önemlidir. Aşağıdaki belirtiler sizde de mevcutsa uzman yardımı almanız önemlidir. 
Anoreksiya Nervozada kişi normal vücut ağırlığında olmayı reddeder. Kişi kilo almaktan çok korkar ve kilo kaybetse de bu korkusu azalmaz. Kadınlarda menstürasyon dönemlerinde bozulmalar oluşur. Hastalar beden biçimlerini çarpık bir biçimde algılarlar. 
Bulimia Nervozada ise kişi çok miktarda yiyecği tüketmesinin ardından kilo almayı engellemek için kusma, hiç yememe ya da aşırı egzersiz gibi sağlıklı olmayan yollara başvurur. 
 
Obezite: Günümüzün en önemli sağlık problemleri arasında obezite başı çekmektedir. Psikolojik açıdan ele alındığında obezitenin depresyon, kaygı bozukluğu, düşük benlik saygısı, olumsuz beden algısı gibi pek çok psikolojik problemle ilgili olduğu düşünülmektedir. Yeme davranışı problem çözme mekanizması ile ilişkilidir ve bu mekanizma stres altındayken, mutsuzken, zorlu yaşam olaylarıyla karşı karşıyayken devreye girer. Bu nedenle bu mekanizmanın güçlendirilmesi gerekmektedir. Obezite ile mücade var olan ruhsal sıkıntıları çözmek, uygun yeme davranışlarını oturtmak tedavinin başarısı için yaşamsaldır. 
Kanserde Psikolojik Destek: Ülkemizde pek çok kanser hastası ve bu hastaların yakınları çeşitli psikolojik sıkıntılarla mücadele etmektedir. Bu nedenle hem hastanın hem de hasta yakınlarının psikolojik ve sosyal desteğe ihtiyaçları artmaktadır. Hastalığın ilk öğrenildiği süreçten başlayarak tedavi boyunca psikolojik destek almak hastanın başa çıkma becerilerini artırmakta, duygu dışavurumunu sağlamakta, kaygısı ve depresyonuyla baş etmesini kolaylaştırmakta, kişinin psikolojik iyi oluşunu ve hayat kalitesini artırmaktadır. 
 
 Sınav Kaygısı: Sınav kaygısı, kişinin sınavda öğrendiği bilgisini kullanmasına engel olan, dolayısıyla başarısının düşmesine sebep olan yoğun kaygıdır. Sınav kaygısı yaşayan kişi sınavdan günler hatta haftalar önce kaygı yaşamaya başlar. Kişi başarısızlık korkusu, huzursuzluk, uyku problemleri, aşırı sinirlilik, mide bulantısı, titreme, konsantrasyonda bozulma, kendine güvende azalma, değersizlik, yetersizlik gibi pek çok sıkıntı yaşamaya başlar. 
Sınav kaygısı yaşayan kişi öğrendiklerini aktaramama, okuduğunu anlayamama, zihninin bomboş kalması gibi durumlarla karşı karşıyadır. Sınav kaygısı gerçekdışı beklentiler ve yorumlamalara dayanır. Kişinin kendi davranışları üzerindeki denetiminin kaybolmasına sebep olur. Sınav kaygısı kişinin ders başarısının düşmesinin yanı sıra kişiyi hem psikolojik hem de fizyolojik olarak olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle eğer kişi bu belirtileri yaşıyorsa psikolojik destek almalıdır. 
 
 Ergenlik Dönemi Sorunları: Ergenlik dönemi 11-12 yaşlarından itibaren başlayıp 20li yaşlara kadar süren önemli bir gelişim evresidir. Birey, çocukluktan yetişkinliğe geçiş aşaması olan bu evrede hem bedenen hem de ruhen hızla değişmektedir. Dolayısıyla birey bu dönemde bir uyum sürecine girer. Her gelişim evresinde olduğu gibi bu evreye uyum da beraberinde bir takım krizleri getirebilir. Bu krizlerin sağlıklı bir biçimde aşılması yetişkinlik sürecine de daha sağlam girebilmeyi sağlar.

Değerli Yorumlarınızı Bekliyoruz.