Üroloji

Erkeklerin Korkulu Rüyası: PSA (Prostat Spesifik Antijen) Yüksekliği Ve Prostat Kanseri
Üroloji

Erkeklerin Korkulu Rüyası: PSA (Prostat Spesifik Antijen) Yüksekliği Ve Prostat Kanseri

    Prostat, erkeklerde bulunan mesanenin altın-da ve rektumun üzerinde oturan çeşitli salgılar üreten bir organdır. Prostat sadece erkeklerde bulunur. PSA (Prostat Spesifik Antijen) ise prostattan salınan, spermin sıvılaşmasını sağlayan bir enzimdir. PSA, prostatın kanallarından ve epitelinden salgılanır. PSA değeri prostatın kanallarının ve epitelinin yapısı-nın bozulduğu durumlarda kana normalden daha fazla oranda geçerek PSA yüksekliği oluşturur. Bu durumlar genellikle iyi huylu prostat büyümesi ve prostat kanseridir.

    PSA’nın normal değeri 4 ng/ml olarak kabul edilir. Ancak her PSA yüksekliği kanser anlamına gelme-mektedir. PSA testi bir tarama testidir, tanı testi değildir. PSA yüksekliği kanser dışı durumlarda da yükselebilir. Örneğin idrar sondası takılması, prostatın parmakla rektal muayenesi, sistoskopi. Bu durumlar kısa süreli PSA yüksekliği oluştururken prostat masajı, ejekülasyon, transrektal ultrason, prostatit daha uzun süreli PSA yüksekliği oluşturabilir.

    Peki ne zaman PSA düzeyi ölçümü ve prostat kanseri araştırılması yapılmalıdır?

    Bu sorunun tam bir cevabı yoktur çünkü prostat kan-seri erken evrelerde herhangi bir bulgu vermez ancak uzun yıllar sonunda elde edilen tecrübeler ve klinik çalışmalar göstermiştir ki ailede prostat kanseri hikâ-yesi olmayan her erkek 45-50 yaşından sonra eğer ailede prostat kanseri hikâyesi mevcutsa 40 yaşından sonra her yıl PSA ölçümü ve prostat kanseri araştırması yaptırması önerilmektedir. Erkeklerde yaş ilerledikçe prostat kanseri riski artmaktadır. Ancak en önemli risk faktörü ailede prostat kanseri hikâyesinin olmasıdır. Eğer babada veya kardeşlerde tanısı kon-muş bir prostat kanseri hikâyesi mevcut ise kişinin de kansere yakalanma riski diğer erkeklere göre 2-3 kat artar.

    PSA ölçümlerinin ve prostat kanseri araştırılmasının erkeğin şikâyetinin olmasa dahi erken yaşlarda ya-pılmasının önemi ise erken evre tespit edilen prostat kanserlerinde tedavi başarısının oldukça yüksek olması ve sadece cerrahi tedavi ile tümörden tamamen kurtulma imkânı sağlamasıdır. Normal şartlarda prostat kanseri erken evrelerde bulgu vermez ve sessiz ilerler. Eğer erken evrede tespit edilmez ise kanser öncelikle bölgesel lenf nodlarına, kemiklere sonra karaciğer, akciğer ve vücudun diğer organlarına yayılabilir. Bu durumda ileri evre bir prostat kanseri gelişmiş olur ve tedavisi onkolojik destek ile daha zor bir tedavi hâlini almaktadır.

    PSA yüksekliği saptandığı zaman yapılacak işlemler nelerdir?

    PSA yüksekliği saptandığında hastaya ultrason eşli-ğinde transrektal prostat iğne biyopsisi uygulanır ve patolojik değerlendirilme yapılır. Eğer patolojik değerlendirilme sonucu tanı prostat kanseri konuldu ise kanserin evrelendirilmesi yapılır.

    Günümüzde herhangi bir yere yayılmamış, prostat bezine sınırlı olan prostat kanseri vakalarında dün-yaca kabul edilen ilk tedavi yöntemi cerrahi (radikal prostatektomi) tedavidir. Bu ameliyatta prostat bezi ve mesanenin alt arka tarafında sağlı ve sollu yerle-şen vezikulaseminalis isimli sperm keseleri tamamen çıkarılarak idrar torbası ile idrar kanalı tekrar birbirine birleştirilir. Açık ve kapalı olarak 2 şekilde yapılabilir. Günümüz teknolojisinin gelişmesi ile paralel olarak gelişen laparoskopi ve özellikle robotik cerrahi sayesinde artık hastanemizde olduğu gibi iyi merkezlerde bu ameliyatlar kapalı olarak laparoskopik veya robotik olarak gerçekleştirilmektedir. Laparoskopik ve robotik cerrahi sayesinde özellikle açık yöntemle yapılan radikal prostatektomi ameliyatlarından sonra görülebilen kanama, sertleşme sorunu ve idrar kaçır-ma gibi problemler en aza indirilmiştir.

    Laparoskopik ve robotik cerrahide hastanın prostatına açık cerrahide olduğu gibi büyük bir karın kesisi ile değil de karın üzerinde çeşitli bölgelere 5-6 adet küçük kesi yapılarak (0.5-1 cm’lik) yerleştirilen portlar (borucuk) içerisine yerleştirilen aletler ile ameliyat yapılmaktadır.

    Açık cerrahiye göre üstün yanları çoktur. Bunlar;

    • Ameliyat sahasının cerrah tarafından normalin 10- 15 katı daha büyük görülmesi (kullanılan yüksek çözünürlüklü teleskop ve kamera sistemi sayesin-de)
    • Büyütülmüş görünüm sayesinde cerrahın daha detaylı diseksiyonu sayesinde sertleşmeyi sağla-yan siniri ve idrar tutmayı sağlayan kasları daha net görmesi, ayırması ve istenmeyen sertleşme sorunu ve idrar kaçırma riskinin en az düzeye in-dirilmesi
    • Daha az kanama olması
    • Kozmetik açıdan büyük bir karın kesisi yerine 5-6 adet küçük kesiler olması
    • Ameliyat sonrası ağrının ve rahatsızlık hissinin la-paroskopik ve robotik cerrahi ile oldukça az olması
    • Hastanede yatış ve iyileşme süreleri laparoskopik ve robotik cerrahide açık cerrahiye göre az olması
    • Hastaların günlük aktivitelerine ve sosyal hayatları-na daha kısa sürede geri dönmeleri

    Prostat kanserinden korunmanın yolu var mıdır?

    Prostat kanserinden korunmanın bilinen aktif bir yönte-mi yoktur ancak beslenmenin ve düzenli hayat tarzının prostat kanseri gelişme riskini bir miktar düşürdüğü bildirilmiştir. Örneğin; Obezite prostat kanseri gelişi-mindeki en büyük çevresel risk faktörüdür. Amerika kökenli ve geniş katılımlı bir çalışmada vücut kitle en-deksinin 30 kg/m2’nin üzerinde olan prostat kanseri saptanmış hastalarda kanserin daha ileri derecede ve daha ölümcül seyrettiği bildirilmiştir. Benzer bir çalış-mada ise 10 yıl içinde kontrollü olarak 5 ve üzeri kilo veren hastalarda prostat kanseri gelişme sıklığının azaldığı vurgulanmıştır. Batı Avrupa ve Amerika’da yapılan geniş katılımlı çalışmalar yağlı beslenme ile prostat kanseri görülme sıklığı arasında ciddi bir ilişki olduğunu tespit etmişlerdir. Yapılan çalışmalarda ise diyetle alınan tüm yağların değil ağırlıkla doymuş yağ oranı yüksek olan gıdalarla beslenen erkeklerde pros-tat kanseri gelişme riskinin arttığı savunulmuştur.

    Yüksek oranda hayvansal yağ tüketen ve kısmi olarak da kırmızı ette bulunan alfa-linoleicasitin sadece pros-tat kanseri değil birçok kanserin gelişmesinde önemli bir risk faktörü olduğunu belirtmektedir. Bunun sonu-cunda yüksek oranda hayvansal yağlar ve doymuş yağlarla beslenen erkeklerde prostat kanseri gelişme sıklığı arasında ciddi bir ilişki bulunmaktadır. Ritch ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada yağ asitlerinin prostat kanseri üzerindeki etkileri araştırılmış ve Ome-ga-6 yağ asitleri içeren besinler ile beslenen erkekler-de prostat kanseri gelişiminin daha sık, Omega-3 yağ asitleri ile beslenen erkeklerde prostat kanseri gelişme sıklığının daha az olduğu tespit edilmiştir. Omega-3 yağ asitleri en çok soğuk iklimlerde yetişen somon, sardalya, uskumru, ton balığı gibi balıkların yağ doku-sunda bulunmakta olup Omega-6 ise bitkisel yağlarda daha çok bulunmaktadır. Bunların dışında kontrolsüz diyabet, yüksek kolesterol ve düzensiz stresli yaşamın prostat kanseri gelişme riskini arttırdığı gözlenmiştir.