Chat with us, powered by LiveChat

Erkeklerin korkulu rüyası prostat kanserine cerrahili çözüm! Erkeklerin yaşlandıkça korkulu rüyası haline gelen prostat büyümesinde robotik cerrahi kullanımının iyi sonuçlar verdiğini söyleyen Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kıraç, robot kullanımının genellikle kötü huylu prostat büyümesinin tedavisinde kullanıldığını, iyi huylu prostat büyümesinde ise robot kullanımın yeni bir teknik olduğunu belirtti.

Yaşlanan erkeğin en önemli sorunlarından birisi prostat büyümesi oluyor. Erkeklerin yaşı arttıkça prostat büyümesi ile ilgili sorunları hem hasta için hem de hekim için önemli hale geliyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kıraç, prostat kanseri ile ilgili merak edilenleri anlattı.

Prostat kanseri nedir?

Prostat, erkeklerde idrar torbasının çıkışında yerleşmiş 15-20 gram boyutunda bir organ. Spermin sıvılaşmasını sağlayan bir hormon üretir ve idrar yolunun devamlılığını sağlar. Prostat büyümesi 40'lı yaşlarda başlar ve yaş ilerledikçe devam eder. Bu büyüme iyi huylu ve kötü huylu büyüme şeklinde olur. İyi huylu büyümeye, Benign Prostat Hiperlazisi (BPH) ve kötü huylu büyümeye ise prostat kanseri deniliyor. 

İyi huylu ve kötü huylu büyümenin teşhisi ve tedavisi aynı mıdır?

Bu iki farklı büyümenin teşhisi ve tedavisi tamamen farklıdır. Süreçleri ve takipleri de farklı şekilde olur. Ancak her iki durumda da hastanın yakınmaları benzerdir. İdrar yaparken zorlanma, sık idrara çıkma ve gece idrara çıkma gibi bulgular her iki büyümede de görülür. İyi huylu büyüme bulguları ile hastaneye başvuran bir hastanın öncelikle dikkatlice değerlendirilmesi gerekir ve büyümenin ne şekilde olduğu ortaya konmalıdır. İyi huylu ya da kötü huylu büyüme ayrımı için hastalara PSA denilen bir hormon testi ve parmakla prostat muayenesi yapılıyor. Ayrıca gerekli durumlarda bu ayrım için prostatın MR (Manyetik Rezonans) ile incelenmesi ya da son çare olarak prostat biyopsisi yapılabilir.

İyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde neler yapılıyor?

İyi huylu prostat büyümesinin tedavisi yapılırken birçok faktör göz önünde bulundurulmalıdır. Öncelikle ilaç tedavisi denenmeli ancak bu tedaviden fayda görmeyen, şikayetleri yoğun olan, hayat konforu bozulmuş, idrarda tedavi edilemeyen kanaması olan ve mesanede taş oluşumu gibi ilave sorunları olan hastalarda cerrahi tedavi tercih edilir. İyi huylu prostat büyümesinin cerrahi tedavisi birçok alternatif içerir. Birden fazla metot ile iyi huylu prostat büyümesi tedavi edilir. Bu tedavi seçimini yaparken karar vermemizi sağlayan en önemli faktör prostatın büyüklüğüdür. Avrupa Üroloji Derneği (EAU)’nin 2019 kılavuzlarına göre 80 gramın altındaki prostat hacimleri için TUR denilen kapalı teknik yapılmalı daha büyük prostatlar için ise açık ameliyat yapılması önerilir. Buradaki sorun 80 gramın üzerindeki prostatlardır. Büyük hacimli prostatlar 100-150 gram civarına kadar tecrübeli kliniklerde yine TUR yöntemi ile tedavi edilebilir. Daha büyük hacimli olan 150 gram üzeri prostatlar ise tedavi açısından iyi bir seçim yapılması gereken gruptur. Bu hastalar uygun tedavi edilmez ise şikayetleri devam eder.

Büyük hacimli prostatlarda açık ameliyat şart mı, kapalı yapılamaz mı?

Çok büyük hacimli prostatlar için önerilen tedavinin açık ameliyattır. Ancak açık ameliyatın bazı dezavantajları var. Bunlar yara izinin çok fazla olması, hastanede uzun süreli yatış olması, kanamanın fazla olması, daha fazla ağrı ve daha çok komplikasyon görülmesi gibi dezavantajlardır. Ayrıca yüksek hacimli prostatlarda önerilmemesine rağmen TUR dediğimiz kapalı ameliyatlar yapıldığında da işlem süresinin uzun olmasından kaynaklanan bazı komplikasyonlar daha fazla görülür ki, bunlar idrar yolu darlıkları ve TUR sendromu denilen su zehirlenmesi tablosudur. İşte tam da burada hem açık teknik gibi prostatın komple çıkarıldığı hem de kapalı ameliyat olan robotik cerrahi devreye girer.

Ürolojide robot kullanımı 2000’li yıllarda başladı ve son 4-5 yıldır Türkiye’de yaygınlaşmaya başladı. Ancak halen robotu kullanan klinik sayısı çok azdır. Bu teknik kapalı bir ameliyat tekniğidir. Hastanın karın boşluğu gaz ile şişirilerek robotun kolları yaklaşık 8 mm’lik genişlikteki deliklerden karın boşluğuna sokulur ve karın içinde üç boyutlu ve daha detaylı görüntü saptanarak cerrah ameliyatı yapabilir. Burada unutulmaması gereken nokta; ameliyatı cerrah yapar. Robot, cerrah ne yaparsa onun hareketlerini içeri aktarır. Yani cerrahın içerideki eli robotun koludur.

Robotik cerrahi hangi prostat büyümesi türlerinde yapılıyor? Avantajları var mı?

Robotik cerrahi ülkemizde yaygın olarak prostat kanserinin yani kötü huylu prostat büyümesinin tedavisinde kullanılıyor. Dünyada da bu böyledir. Ancak iyi huylu prostat büyümesinin cerrahi tedavisi için robot kullanımı yeni bir teknik. Biz kliğimizde son 2 yıldır bu yöntemi kullanıyoruz ve son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. 15 gram ve üzeri olan büyük hacimli prostatlarda TUR ve benzeri HOLEP, Plazma Kinetik gibi kapalı tekniklere göre darlık gelişimi ve nüks gibi komplikasyonlar daha az olduğu söylenebilir. Çünkü bu ameliyat geçmişte büyük hacimli prostatlar için yapılan ve son derece etkin olan açık ameliyatın kapalı teknikle yapılan bire bir simülasyonudur. Öyle zannediyorum ki robotik cerrahinin yaygınlaşması ile iyi huylu prostat büyümesinde robotik teknik (robotik transvezikal prostatektomi) daha yaygın kullanılacak. 

Çocuklarda kasık fıtığı (inguinal herni) en sık görülen kasık bölgesi sorunudur ve erkek çocuklarda kız çocuklarına oranla 3-10 kat daha fazla görülür. Yaş küçüldükçe daha sık rastlanan kasık fıtığı nedir (inguinal herni), nasıl oluşur, bebeklerde kasık fıtığı belirtileri nelerdir, kasık fıtığı tedavisi nasıldır, kasık fıtığı ameliyatı ne zaman yapılmalıdır gibi soruların yanıtlarını inceleyeceğiz. Kasık fıtığı nedir? Kasık fıtığı, kasıkta şişlik ile ortaya çıkan ve çocuklarda en sık olarak görülen kasık bölgesi sorunudur. Erkek çocuklarda kız çocuklarına oranla 3-10 kat daha fazladır. Genellikle sağ taraftadır, çocukların % 10’unda iki taraflı da olabilir. Yaş ne kadar küçükse kasık fıtığının görülme sıklığı da o denli yüksektir. Erken doğan (prematüre) bebekler ile yenidoğan döneminde, ileri yaş gruplarına göre daha çok saptanır. Prematüre doğan her 100 bebeğin 15-25’inde kasık fıtığı görülür. Erken doğan bebeklerde, her iki cinste de görülme sıklığı birbirine eşittir. Kasık fıtığı nasıl oluşur? Bebek henüz anne karnındayken, karın zarı (periton) oluşmakta olan kasık kanalı içine doğru balon şeklinde bir girinti yapar (processus vaginalis). Erkek çocuklarda, gebeliğin 28. haftasında bu girinti ile birlikte, karın içinde bulunan testisler de torbalara (skrotum) doğru inmeye başlar. Kız çocuklarda ise sadece bir bağ dokusu kanalın içinden aşağı doğru uzanır. Zamanında doğmuş bir bebekte, kasık kanalı içinden aşağı doğru uzanan balon şeklindeki yapının yapışarak kapanmış olması beklenir. Eğer kapanmaz ve açık kalırsa, içerisine başta bağırsaklar olmak üzere karın içi organlar girer. İşte bu durum kasık fıtığıdır. Fıtık kesesi nedir, içinde hangi organlar bulunur? Kasık kanalı içinde bulunan ve kapanmayan yapıya “fıtık kesesi” denir. Kese içine en sık giren organ bağırsaklardır. Sağ tarafta ender olarak appendiks de girebilir. Kız çocuklarda ise, yumurtalık da kese içerisinde bulunabilir. Bebeklerde kasık fıtığının belirtileri nelerdir? Kasık fıtığının ilk bulgusu şişliktir. Bu şişlik kız çocuklarında sadece kasıkta, erkek çocuklarda ise kasık ile birlikte torbada da olabilir. Bu şişlik, çocuk ağlarken veya gülerken karın içi basıncının artmasıyla ortaya çıkar. Kabızlık ve kolik gibi ıkınmaya neden olan durumlarda, açık olan kanal içerisine bağırsak daha kolay gireceğinden henüz o zamana dek saptanmamış bir kasık fıtığı ortaya çıkabilir. Şişlik genellikle çocuk sakin olduğu ya da yattığı zaman kaybolur. Fiziksel incelemede kasıkta saptanan şişliğin üzerine bastırıldığında içi havayla dolu bir kitlenin boşalmasına benzer bir duyum alınır. Bu, fıtık kesesi içinde bağırsak bulunduğunun göstergesidir. Eğer bir kız çocuğunda şişlik içerisinde sertlik ele geliyorsa, büyük olasılıkla kese içerisinde yumurtalık vardır. Kasık fıtığı ağrı yapmaz. Çoğu ailede, çocuğun ağlamasının fıtığa yol açtığı ya da fıtık ağrı yaptığı için ağladığı inancı vardır. Bunun ikisi de doğru değildir. Çocuk ağladığında artan karın içi basıncı ile fıtık görünür hale gelir. Kese içindeki organ sıkışmadığı sürece (fıtık boğulması) kasık fıtığı ağrıya neden olmaz. Nasıl teşhis konur? Anne, kasık fıtığını çoğu zaman bebeğinin altını değiştirirken fark eder.daha büyük çocuklarda ise giydirilirken ya da banyo sırasında farkedilir. Çocuk hekimi kontrollerinde kasık muayenesi mutlaka yapılmalıdır. Çünkü bu bölgedeki anormalliklerin atlanması şansı yüksektir. Çocuklarda kasık fıtığı teşhisi, deneyimli bir çocuk cerrahı tarafından fiziksel muayene ile konabilir. Kimi zaman inceleme sırasında fıtık saptanmayabilir. Bu durumda annenin verdiği öykü tanı için önemlidir. Kasıkta, anlattığım tanıma uyan şişlik, çocukta bir defa bile görülmüş olsa kasık fıtığı teşhisi konması için yeterlidir. Eğer şişlik içerisinde ele gelen sertlik varsa, ultrasonografi yapılarak bunun nedeninin araştırılması gerekir. Eğer şişlik görülmüşse tanı için ultrasonografik incelemeye gerek yoktur. Kasık fıtığının tedavisi nasıldır? Çocukluk çağında kasık fıtığının kendiliğinden kaybolma şansı yoktur. Bu nedenle, tanı konduktan sonra cerrahi yöntemle onarılmalıdır. Çocuklarda kasık fıtığı ameliyat ne zaman yapılmalı? Çocuklarda kasık fıtığı ameliyatı, tanı konduktan sonra uygun olan en kısa zamanda yapılmalıdır. Çocukta başka bir hastalık ya da öncelikli tedavi gerektiren doğumsal anormallik olmadığı sürece, çocuğun yaşı ya da ağırlığı ameliyat için bir engel değildir. Ameliyat, apendisit gibi acil olarak yapılması gereken bir durum olmamakla birlikte gecikilmesi doğru değildir. Özellikle, çocuk ne kadar küçükse fıtık boğulmasının oluşma olasılığı da o denli yüksek olduğundan, cerrahi tedavinin gecikilmeden yapılması büyük önem taşır. Yenidoğan yoğun bakım birimlerinde izlenmekte olan prematüre bebekler ise tedavileri tamamlandığında taburcu edilmeden hemen önce ameliyat edilebilir. Çocuklarda kasık fıtığı onarımı nasıl yapılır? Ameliyat genel anestezi altında gerçekleştirilir. Kasıktan yapılan küçük bir kesi ile girilerek kanaldan dışarı doğru uzanan fıtık kesesi, boyun kısmı dikilerek çıkarılır. Eğer testis yerine inmemişse, ameliyat sırasında indirme işlemi de gerçekleştirilir. Erkek çocuklarda, aynı seansta sünnet de yapılabilir. Sünnet, ameliyat sonrası bakım ve izlemde ek bir yük getirmez. Kasık fıtığı ameliyatı, çocukluk çağındaki diğer tüm kasık sorunlarının cerrahi tedavilerinde olduğu gibi günübirlik olarak yapılır. Günübirlik ameliyatlarda hasta geceyi hastanede geçirmez. Ameliyat sonrasında 4-6 saatlik bir izlem sonrasında taburcu edilir. Fakat, bebek prematüreyse veya fıtık ameliyat edilmeden önce boğulmuşsa o zaman ameliyat sonra çocuğun bir gece hastanede izlenmesi gerekebilir. Çocukluk çağı kasık fıtığı ile erişkinlerde görülen arasındaki fark nedir? Çocuklarda kasık fıtığının oluşma nedeni, bebeğin gelişimi sırasında kasık kanalına doğru uzanan karın zarının doğumsal olarak kapanmamasıdır. Bu nedenle, çocuklarda görülen kasık fıtığı doğumsal bir anormalliktir. Erişkinlerde ise, kasık kanalını oluşturan yapılarda oluşan bir zayıflık söz konusudur. Yaş, ağır kaldırma, kilo, süregen kabızlık ya da çok sayıda gebelik gibi karın içi basıncını artıran nedenler bu duruma yol açabilir. Bu yüzden, erişkinlerde oluşan fıtıklar sonradan kazanılmıştır. Çocukluk çağı fıtık onarımı erişkine göre daha kolay ve basittir. Erişkinlerde, kanal duvarını sağlamlaştırmak amacıyla destek dikişi ya da yama (greft) koymak gerekebilir. Çocuklarda ise bunlara gerek yoktur. Erişkinlerde fıtık onarımı laparoskopik olarak da yapılabilirken çocuklarda bu yöntemin yeri yoktur. Çocukluk çağı fıtıklarının onarımdan sonra yinelemesi olasılığı çok azdır. Erişkinlerde ise, eğer duvarda zayıflık varsa bu olasılık çok daha yüksektir. Sağlıklı günler dileklerimle. 

Multiple skleroz yani kısa adıya MS; bağışıklık ya da bedenimizin savunma sisteminin, sinir sistemini zedelemesi ve onu yabancı kabul ederek saldırması ile ortaya çıkıyor. Aşırı yorgunlukla kendini belli eden bu hastalık, daha çok 20 ila 40 yaşları arasında görülüyor. 29 Mayıs Dünya MS Günü dolayısıyla açıklama yapan Nöroloji Uzmanı Dr. Özlem Ertürk, MS hakkında merak edilenleri anlattı

Multipl skleroz (MS) nedir?

Multipl skleroz ( MS) ; Santral Sinir Sisteminin (SSS) sıklıkla genç yetişkinlerde görülen bir hastalığıdır. Genellikle iyileşme ve kötüleşme atakları ile ömür boyu seyreden bir hastalıktır, ancak nadir olarak tek bir atakla kalan ya da her geçen gün hastanın durumunun kötüye gitmesine neden olan formları da bulunmaktadır.

Belirtileri nelerdir?

MS hastalarında, Santral Sinir Sistemi hasarı olması nedeni ile her çeşit nörolojik bulgu görülebilir. Ancak biz nöroloji uzmanları daha çok hastaları kol veya bacağında gelişen ve 24 saatten uzun süren güç kaybı, uyuşukluk atakları, görme bozukluğu atağı mesela görme alanı kaybı, çift görme şeklinde olabilir, denge kayıpları, konuşma bozukluğu atakları, idrar kaçırma veya yapamama atakları nedeni ile görürüz. Çoğu hasta tanı konmadan önce aşırı bir yorgunluktan bahsedebilir.

Halen Kesin MS tanısını koymayı sağlayacak bir klinik ve laboratuvar bulgusu bulunmuyor. Hastanın tüm hikayesi, nörolojik muayenesi, laboratuvar ve radyolojik tetkik bulguları birleştirilerek hastaya Klinik olarak kesin MS laboratuvar destekli kesin MS, klinik olarak olası MS veya laboratuvar destekli olası MS tanılarından birisi konup takibi yapılır. Yani aslında uluslararası sınıflamalara göre tek başına klinikle de MS tanısı konabilir ancak günümüzde hem MS’e benzeyen diğer hastalıkların dışlanması için hem de laboratuvar ve radyolojik destek almak için değişik tetkiklere başvuruyoruz. 

Hangi tetkikler yapılıyor?

Bunların başında Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) geliyor. Klinik olarak kesin MS tanısı konabiliyor olsa bile hiçbir meslektaşımız MRG’i görmeden tanıyı koymaz. Çoğunlukla tek başına beyin MRG’si yeterli olmayıp boyun, sırt veya bel bölgesindeki omuriliği görmek için bu bölgelerin MRG’leri de gerekli olabiliyor. Ayrıca çekimlerin hem ilaçlı hem de ilaçsız yapılmasında fayda var. Ancak genel popülasyonda 40 yaş üstü insanlarda MRG’de atipik lezyonları olan, sigara içen, hipertansiyonu, hiperkolesterolemisi olan ya da migreni bulunan hastalarda tanıda dikkatli olunmalı. Sadece MRG’deki lezyonlara bakarak hastanın anamnezi (hastalığın hikayesi) alınmadan, nörolojik muayenesi yapılmadan yanlış yorumlar yapılabilir. 

Diğer bir sık kullanılan yöntem Beyin Omurilik Suyu ( BOS) incelemesi yapılıyor. Bu tetkik çoğunlukla hastaların yaptırmaktan çekindikleri bir yöntem olmakla birlikte çok yol gösterici sonuçlar verebildiği için MS belirtileri olan hastalara mutlaka yapılması gerekiyor. 

Diğer sık başvurduğumuz tetkik ise, görme sinirinin incelendiği Vizüel Uyarılmış Potansiyel( VEP) testi var. Görme sinirini inceleyen başka bir test olan Optik Koherans Tomografi de özellikle görme ile ilgili bulguları olan hastalarda sık başvurulan bir yöntem. Bu yöntemin görme sinirinin patolojik incelemesi kadar güvenilir bilgiler sunduğu biliniyor.

Tedavi yöntemi nedir?

MS’de atak tedavisi ve koruyucu tedavi olmak üzere iki değişik tedavi bulunmaktadır. Yeni başlayan, fonksiyonel kayıplara yol açan ve günlük yaşamını etkileyecek nörolojik bulguları bulunan ve bu bulguları 24 saatten uzun süren ya da mevcut nörolojik bulgularında gözle görülen artış olan bir hastayı atak döneminde kabul etmek gerekir. Bu dönemde verilen tedaviye de atak tedavisi deniyor. Genellikle 3-10 gün süren damardan verilen yüksek doz kortizon ile yapılıyor. Bazen çok ağır ataklarda Plazmaferez denen kan değişim programı da kullanılıyor. Bu tedavi boyunca mutlak istirahat, tuzdan ve şekerden fakir diyet önerilmeli.

Tekrarlayan atakları bulunan MS hastalarında ise atak sıklığını ve şiddetini azaltan ve yeni lezyon oluşumunu engelleyen ve bu sayede hastalığın seyrine olumlu katkıda bulunan tedaviler ise koruyucu tedaviler başlığı altında incelenir. Bu amaçla hem enjeksiyon şeklinde kullanılan hem de ağızdan hap şeklinde kullanılan birçok seçenek bulunmuyor.

Multipl Sklerozda Kök hücre nakil tedavisi konusunda çalışmalar devam ediyor.

Multipl sklerozlu hastalar doğum kontrol hapı kullanabilir. Ancak sigara kullanımı, auralı migren, ileri yaş, kalp damar hastalığı aile öyküsü, hipertansiyon gibi beyin damar hastalığına yatkınlığı artıracak durumlar  varsa o zaman doğum kontrol hapı kullanımından kaçınılmalı. Gebe kalan MS hastalarında son 3 ayda atak geçirme riski azalır, ancak doğum sonrası ilk 3 ayda atak görülme oranı artar. Tüp bebek tedavisi gören MS’li kadın hastalarda atak riski artıyor. 

MS’li gebe hastalar için neler önerirsiniz?

MS’li hastalarda çok gerekliyse gebeliğin 3. ayından itibaren MRG çekilebilir. Ancak zorunlu olmadıkça kontrast madde kullanılmamalı. Gebelik boyunca ve emzirme döneminde kullanılabilecek koruyucu tedavi ilaçları bulunmuyor. Hastanın durumuna göre MS ilaçları arasında geçiş yapılabilir. MS hastalığı bulunan gebelerin doğumları mutlaka hastanede yapılmalı. Hastanın durumuna göre ne şekilde doğum yapacağı nöroloji hekimi ve kadın doğum hekimince önceden belirlenir.

Multipl Skleroz kronik bir hastalık olması nedeniyle itina ile takibi gerekiyor. Ancak her geçen gün geliştirilen yeni tedavi yöntemleri ile hastaların sekel kalma oranlarında belirgin azalma oluyor.

Mevsimi geldi geçiyor alerjiden kurtulamadık. Özellikle de solunum alerjisi pek çoğumuzun problemi. Geçen yıl İsveçli bilim insanlarının yaptığı bir çalışma, alerji riskini azaltmak için doğaya ihtiyacımız olduğunu düşündürüyor. Çalışmayı yapan araştırmacılar, bebekliklerinde birlikte yaşadıkları evcil hayvan sayısı ne kadar çoksa, çocuklarda alerji riskinin o kadar azaldığını açıkladılar. Kim bilir belki de bir değil birkaç hayvan beslemek çocuklu aileler için iyi olabilir. Tabii evcil hayvanlara doğru ve iyi bir şekilde bakılması gerektiği, onların aşılarının ve sağlık kontrollerinin de yaptırılması gerektiğini unutmamak gerekiyor. Ancak bu kesinlikle tıbbi bir tavsiye değil son kararı hekiminiz verecektir.

Öte yandan alerjik nezlenin sık görüldüğü bahar ve erken yaz aylarında kimileri bu belirtileri grip ve soğuk algınlığı ile karıştırabiliyor. Eğer sizin de burun tıkanıklığı, burun akıntısı, defalarca hapşırma atakları, burunda ve damakta kaşıntı, gözlerde sulanma ve kızarıklık gibi şikâyetleriniz varsa alerjik nezle probleminiz olabilir. Alerjik nezle hakkındaki sorularımı KBB Uzmanı Op. Dr. Kağan İpçi yanıtladı.

Alerjik nezle nedir?

Alerjik nezle, bahar aylarında daha sık olmakla beraber, nadiren yıl boyunca da belirtileri görülebilen bağışıklık sistemimizin alerjenlere karşı anormal, abartılı bir yanıtıdır. Herhangi bir yaşta tetiklenip ortaya çıkabilir. Bu, vücudun alerjenle hangi yaşta karşılaştığı ile ilgilidir. En sık görülen alerjenler, polen, küf mantarı, ev akarı, toz ve hayvan tüyü olup bunların dışında onlarca kimyasal ve biyolojik molekül de olabilir.

Alerjik nezle belirtileri nelerdir?

Burun tıkanıklığı, burun akıntısı, defalarca hapşırma atakları, burunda ve damakta kaşıntı, gözlerde sulanma ve kızarıklık gibi şikâyetleriniz varsa alerjik nezle probleminiz olabilir. Benzer belirtiler nezle, grip ve sinüzit gibi diğer burun ve sinüs enfeksiyonlarında da görülebileceğinden hastalar tarafından çoğunlukla’ sık grip geçirme’ şeklinde yorumlanabilir.

Belli mevsimlerde ve fiziksel ortamlarda tekrar etmesi, ateş ve halsizlik gibi hastalık belirtilerinin olmaması ile enfeksiyon hastalıklarından ayırt edilebilir.

Alerjik nezle burun mukozasının ödemi ve burun etlerinin (konka) hacimce büyümesine neden olarak burun tıkanıklığı yapar. Hayat kalitenizi olumsuz etkilemekle kalmaz, sinüzit, orta kulak enfeksiyonu, farenjit ve larenjit gibi üst solunum yolu hastalıklarının da daha sık geçirilmesine neden olabilir.

Çocuklarda geniz eti büyümesi (adenoid hipertrofi) ve orta kulakta kronik iltihap ve sıvı birikimi yetişkinlerde kulak tıkanıklığı ile giden östaki kanalı problemleri (östaki disfonksiyonu) ve burun polipleri (nazal polipler) gibi sorunlar da son yıllarda alerjik nezle ile ilişkili görülmektedir.

Çocuklarda alerjik nezle farklı hastalıklara da sebep olabilir mi?

Çocuk hastalarda alerjik nezle, burun eti dışında geniz etinin de büyümesine ve buna bağlı uykuda ağız açık uyuma, horlama ve burun tıkanıklığı gibi sorunlara sebep olabilmektedir. Orta kulak iltihabı ve kulakta sıvı birikimi, buna bağlı iletim tipi duyma kayıplarında da alerjik bir burun ve geniz mukozasının etkisi büyüktür. Bu yüzden geniz eti büyüklüğü saptanan, kronik orta kulak enfeksiyonu olan ve ilaç tedavisinden fayda görmeyip geniz eti cerrahisi (adenoidektomi) ve/ veya tüp takılması (ventilasyon tüpü uygulaması) planlanan çocuk hastalarda alerjik belirtilerin varlığı sorgulanmalıdır.

Alerjik nezle, cilt ve gıda alerjisi ve alerjik astım ile de birliktelik gösterebilir. Özellikle çocuklarda alerjik nezle ve astım birlikteliğini göz önünde bulundurulmalıdır. Öksürük nefes darlığı ve hırıltı gibi belirtiler varlığında pediatri ve göğüs hastalıkları uzmanından da destek almak gerekir.

Alerjik nezle tedavisi nasıldır?

Alerji tedavisinde, belirtilerin baskılanması veya ortaya çıkmasının önlenmesi için birtakım ilaçların kullanılması gerekir. Tanısı genellikle klinik olarak belirtilerden ve öyküden konmakla beraber, alerji testleri de bu konuda yardımcıdır. Özellikle uzun dönemde hastalığın takibinde ve alerjenden kaçınmada deri testleri önemlidir.

Alerjik nezle de hastaya bilgi verirken bu sorunun tek bir ataktan ibaret olmadığını hayat boyu belli dönemlerde bu sorunun ortaya çıkabileceğini paylaşmak gerekir. Bu şikayetleri yanlışlıkla grip şeklinde yorumlamamaya ve doktora sormadan gereksiz ilaç kullanmamaya dikkat edilmelidir.

checkclosehomecalendarphonephone-squarebarscaret-leftcolumnsenvelopeuser-mdbuilding-ohospital-ograduation-capbuildingstreet-viewcross linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram